THE GREEN HORNET (2011) / FİLM ELEŞTİRİSİ

 
Hakan T.Kalkan, 24 Şubat 2011, 2 Yorum
Kategori: FİLM ELEŞTİRİSİ, MAGAZİN, NOSTALJİ
Etiketler:

“The Green Hornet” ilk olarak 1936’da radyo skeci olarak ortaya çıktı. İlgi gören radyo skecini 1940 senesinde çizgi roman serisi ve 1940-1941 senelerinde sinema filmleri takip etti. 1966 ve 1967 senelerinde 26 bölüm süren televizyon dizisi “The Green Hornet”in geçmişinde önemli yer tutmaktadır. Hatta televizyon dizisinde Kato karakterini canlandıran Bruce Lee’nin uluslararası şöhret elde etmesinde “The Green Hornet” dizisinin büyük katkısı olmuştur (bakınız: “The Green Hornet” Kimdir? Nedir?). Ancak daha sonra “The Green Hornet”e olan ilgi azaldı ve neredeyse yok olmak üzereyken Hollywood beklenmedik şekilde zengin geçmişe sahip bu hikayeyi yeniden gündeme getirdi. Hatta bu durum Mart 2010’da “The Green Hornet” çizgi romanının yeniden yayınlanmaya başlamasını da sağladı.

Her sene Hollywood sektörü 500’ün üzerinde filmi sinema endüstrisine sunmaktadır. Bu filmlerin hepsinin ortak amacının gişede başarı elde etmek olduğunu söyleyebiliriz. 2011’in vizyona giren ilk filmleri arasında yeralan “The Green Hornet” (Yeşil Yaban Arısı) filmi Hollywood’un tüm yükselen değerlerini içerisinde barındırıyor: Komedi-macera türünde, üç boyutlu, yeniden çevrim, çizgi roman uyarlaması, gişede seyircisi olan oyuncular (Seth Rogen, Cameron Diaz), geç keşfedilen yıldız (Christoph Waltz), yaratıcı yönetmen (Michel Gondry) ve yüksek bütçe (120 milyon $). Bu formül başarılı bir filmin ortaya çıkması için yeterli olacak mıydı?

Filmi seyretmeden önce aklımdaki en büyük soru işaretini filmin 3D kalitesi oluşturuyordu. Sinemada 3D standartının henüz oluşmadığını düşünen birisi olarak “The Green Hornet”in 3D konusunda sınıfı geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. 3D’nin çok etkileyici olduğu belli bir sahne aklımda kalmamasına rağmen film boyunca 3D kendisini rahatsızlık vermeden hissettirdi. Bir diğer merak ettiğim konu ise son senelerde komedi filmlerinin aranılan aktörleri arasında yeralan Seth Rogen’ın alışık olmadığı kahraman rolü ve aksiyonu yüksek bir filmde nasıl gözükeceğiydi. Bu sorunun cevabını ilerleyen satırlarda bulacaksınız.

(DİKKAT SPOILER İÇERİRİ!) “The Green Hornet”in konusuna kısaca bakacak olursak basın dünyasının önde gelen gazetelerinden birisinin sahibinin oğlu olan Britt Reid (Seth Rogen) annesinin ölümünden sonra ki çocukluk döneminden itibaren babası ile iyi bir iletişim kuramamıştır. Aradan geçen yıllardan sonra Britt Reid babasının servetini zevkleri için harcayan bir playboya dönüşmüştür. Ancak babasının bir arı tarafından sokularak yaşadığı alerjik ölüm sonucunda Britt Reid kendini bir anda gazetenin başında bulur. Bu durum yine de onun hayata olan bakışını değiştirmez. Ne zaman babasının arabalarını tamir eden ve iyi kahve yapan Kato ile yakınlaşır, Britt Reid’in hayatı değişir. Kato’nun arabalara karşı olan üstün teknolojik yeteneği ile Britt Reid’in kendini ispatlama duygusu birleşince ortaya kötülerle mücadele eden ikili çıkar.

Filmin lokomotif ikilisi Britt Reid ve Kato arasında yakalanan olumlu elektrik filme önemli katkı sağlamış. “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” (2004), “Be Kind Rewind” (2008) ve “Tokyo!” (2008) gibi birbirlerinden çok farklı filmleri yöneten Fransız yönetmen Michel Gondry’nin ana karakterleri canlandıran oyunculara verdiği serbestlik kendisini film boyunca hissettiriyor. Aynı yorumu yan karakterler için söylemek pek mümkün değil. Cameron Diaz ve Christoph Waltz gibi önemli isimler yan rollerde derinliği olmayan karakter olarak kullanılmalarına rağmen filme renk katmayı başarmışlar. Aslında bir komedi filminde yan karakterlerin sadece klişeleri barındırması yeterli olabiliyor. Christoph Waltz’ın canlandırdığı sokakların kötü yüzü Chudnofsky karakterini biraz kendisine “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar ödülünü kazandıran “Inglourious Basterds” (2009) filminde canlandırdığı Hans Landa karakterinin parodisine benzettim. Filmin ana mizah duygusunu yaratılan iyi ve kötüyü temsil eden tarafların kusurları oluşturuyor. Bir tarafta “nasıl kahraman olunur”u çözmeye çalışanlar, diğer tarafta ise “nasıl modern kötü adam olunur”u sorgulayanlar yeralmışlar.

“The Green Hornet” filmini seyrederken yüzümden gülümse eksik olmadı diyebilirim. Film başlar başlamaz zaman kaybetmeden tempo kazanarak sizi içine çekmeyi başarıyor. Daha sonra ise karşımıza alıştığımız Seth Rogen tarzı bir film çıkıyor. Sıkça kullanılan durum esprileri ve karakterlerin kendi mizahi duruşları beni tatmin etmeyi başardı. Bunda en önemli etken filmin senaryosunun 2007 senesinden beri beşinci kez biraraya gelen Seth Rogen ve Evan Goldberg ikilisi yazmış olması. İkili “Pinapple Express” filminde birarada çalıştıları James Franco’yu “The Green Hornet”de konuk oyuncu olarak da kullanmayı ihmal etmemişler. Filmde 45 sene önce Kato’yu canlandıran Bruce Lee’ye gönderme yapılması da güzel ve yerinde bir jest olmuş.

Britt Reid ve Kato’nun kahramanlık maceralarında aksiyon sahneleri sıkça karşımıza çıkıyor. Aksiyon sahnelerinin başrol oyuncusu ise yüksek teknoloji ile donatılmış “Black Beauty” (Siyah Güzellik) adındaki arabaları oluyor. Black Beauty’nin yetersiz kaldığı zamanlarda ise Kato’nun üstün uzak doğu dövüş yeteneği karşımıza çıkıyor. Son senelerde aksiyon sahnelerinin gittikçe artan hızlı geçiş tekniği sebebiyle ekranı takip etmekte zorlanan birisi olarak bu filmde araç kovalama sahnelerinde böyle bir sorun yaşamadım. Sanırım filmin 3D olmasının bu sonuca önemli katkısı vardı. Kato’nun dövüş sahnelerinin etkileyici olması için tercih edilen ağır çekim tekniğini ise yeteri kadar başarılı bulmadım.

Son olarak filmin müziklerine değinmek istiyorum. Başarılı müzik kullanımının kahraman filmlerine sınıf atlatmayı başarabileceğine inanan birisi olarak “The Green Hornet” filminde müzik kullanımı dikkat çekici değildi. Filmi seyrederken The Rolling Stones, Johnny Cash ve Van Hallen gibi başarılı sanatçıların filmin soundtrack’inde yeralan şarkılarının ön plana çıktığı sahnelere rastlamadım. Filmin mizah dozajının yüksek olması müziklerin daha arka planda kalmasında etkili olmuş.

İki saat boyunca eğlendirmeyi hedefleyen “The Green Hornet” filmi kesinlikle ortalamanın üzerinde bir komedi-macera filmi olmuş. Hatta Seth Rogen filmlerini seviyorsanız bu filmi baştan sona zevkle seyredeceğinizi düşünüyorum. Eğer film gişede başarı elde ederse “seri filmleri” seven yapımcılar “The Green Hornet”in kesinlikle devamı çekilecektir.

Yorumlar

2 yorum yapılmış, Yorum yazın:
  1. CrowHalil
    24 Şubat 2011, 2:16 pm

    filmi izledim harikaydı gerçekten komik aksiyonluydu benim izledğim formatta görünüt kalitesi düşüktü ancak film çok hoşuma gitti sonradan bizim Britt ‘inde Kato gibi hızlı hareketler yapması çok hış geldi gözüme

  2. 35.5
    01 Mart 2011, 10:35 am

    Geçen hafta, “Yeşil Yaban Arısı” nı, 3D formatında seyrettim. Gayet keyifliydi. Bruce Lee ye de, filmin başlarında, yeni Kato nun çizimlerinde rastlıyoruz. Hoş bir gönderme olmuş. James Franco nun, kısa da olsa Seth Rogen ile (karşılıklı sahneleri olmasa da) “Pineapple Express” (Uçuk Kafalar) dan üç sene sonra aynı filmde oynaması ve “Terminator 2:Judgment Day” in, John Connor ı Edward Furlong u film de görmek keyifliydi 🙂

Yorum yazın:

İsim *

Email (görünmeyecektir) *

Websitesi

Sayfa Arama Motoru

Kategoriler

Arşivler

Dost Sayfalar