Çizgi roman dünyasındaki kahramanların bazılarının yeri daha özeldir. Şubat 1974′de yayınlanan Örümcek Adam çizgi romanında ilk kez gözüken Punisher (Cezalandırıcı) da bu özel gruba dahildir. Diğer süper kahramanların yanında süper güçleri olmayan bu acımasız adamın kendi çizgi roman serisine kavuşması 1986 senesinde gerçekleşti. Aralıklarla yayın hayatı devam eden karakterin halen Amerika’da çizgi romanı yayınlanmaktadır. Marvel’ın bu aykırı anti- kahramanını yaratan ekip yazar Gerry Conway ve çizer John Romita ile Ross Andru’dan oluşmaktadır.
Mafya tarafından ailesi öldürülen polis memuru Frank Castle’ın suçlulara açtığı savaşı anlatan Punisher’ın hikayesi 2008′de sinemada üçüncü kez kendisine şans buldu. İlk deneme “The Punisher” adıyla 1989′da gerçekleşmiş ve kahramanımızı Dolph Lundgren canlandırmıştı. Ancak film dünya çapında vizyona girmekte yaşadığı sorunlar sebebiyle izleyici ile buluşmakta başarılı olamamıştı. 2004 senesinde Punisher ikinci kez sinemada şansını denedi ve $33 milyon bütçesi ile çıktığı yolu $55 milyon ile tamamladı. Film çizgi roman severleri memnun etmezken pop-corn seyircisi (Hollywood filmi hayranları) tarafından tatminkar bulunmuştu. Geçtiğimiz sene Punisher “sil baştan” yaptı ve 2004 senesindeki filmden tamamen farklı bir kadro ile yeniden çekildi. Filmin yönetmen koltuğuna eski dünya karate ve kickbox şampiyonu Alman Lexi Alexander (isim yanıltmasın kendisi bayandır) getirildi. İrlandalı Ray Stevenson‘ın ise Cezalandırıcı’nın yeni yüzü oldu.
“Punisher: War Zone” adı verilen film 2008 senesi sonunda gösterime girdi. Film yine dünya çapında gösterime giriş ile ilgili yaşadığı sorunlar sebebiyle çok az sayıda izleyici ile sinemalarda buluşabildi (ülkemizde gösterime girmedi) ve gişe sonucu tam bir felaket oldu: $35 milyon bütçe ve $10 milyon hasılat! Bugüne kadar “en çok zarar eden süper kahraman filmi” olmayı başardı. Filme yapılan eleştiriler ise 2004 senesindeki filmin tam tersi oldu: çizgi roman severler filmi beğendiler ama pop-corn seyircileri ise filmi yerden yere vurdular.
Geçtiğimiz ay sonunda filmin DVDsi ülkemizde de satışa çıktı. Filmi iki kere seyrettiğimi baştan söyleyerek film hakkındaki rengimi biraz belli etmek istiyorum. İlk fırsatta da üçüncü kez seyredeceğimi de ekleyeyim. Filmin bugüne kadar yapılmış en iyi Punisher filmi olduğuna inanıyorum. Karakterin özüne sadık kalınmış ve iyi bir sinema filmi için gerekli olan senaryo ve geniş yardımcı oyuncu kadrosu bu filmde sağlanmış. Film şiddet sahnelerinden fazlasıyla nasibini alıyor, bu sebeple çocuklara seyrettirmeden önce sizin seyretmenizi öneririm. Şiddet kullanımının çok düz olduğu sahnelerin yanında yaratıcı olduğu sahneler de var!
(Yazının bundan sonrası spoiler içermektedir!!!) Filmin konusuna değinecek olursak film Punisher’ın hayatını baştan anlatmaktansa Frank Castle’ın Punisher olduktan sonrasını göstererek başlıyor. Bu tercihi açıkçası çok olumlu buldum. Filmin içerisinde gösterilen flashbackler ile Frank Castle’ın ailesini kaybedişi gösteriliyor. Film ilk sahnesinden itibaren şiddet içereceğini belli eden baskın sahnesi ile başlıyor. Punisher’ın gerçekleştirdiği bu baskın sahnesi ile film boyunca karşımıza çıkacak kötü adam Billy ile tanışıyoruz. Punisher’ın Billy’i cam öğütücüsüne atarak cezalandırmak istemesi Billy’nin Jigsaw’a dönüşmesine sebep oluyor. Punisher’ın ezeli düşmanlarından Jigsaw’un bu filmde kötü adam olarak tercih edilmesi başka bir artı puanı daha hak ediyor. Jigsaw’un doğması ile birlikte esas film başlamış oluyor. Ancak şunun altını çizmek isterim ki film asla “Punisher mı yoksa Jigsaw mu kazanır?” havasına dönüşmüyor. Filmde yaşanan bazı olaylar ile oluşan küçük hikayelerin bütünü ana hikayeyi oluşturuyor diyebilirim: Gizli polisin ölüşü ve ailesi, polis biriminin Punisher’a bakış açısı, Rus mafyası, Punisher’ın arkadaşı Micro ile olan ilişkisi ve Jigsaw’un kardeşi gibi olayların işlenmesi ile film akıcı bir tempo yakalamakta zorlanmıyor. Filmde yakalanmak istenen karanlık hava genelde gece sahnelerinin tercih edilmesiyle de desteklenmiş.
Ray Stevenson’ın Punisher rolüne fiziksel olarak yakışmasının yanı sıra filmde yaşanan olaylara göre duygularını yansıtışını da etkiliyeci buldum. Ray Stevenson’ı uzun boylu (1m 93cm) olduğu için eleştiren yazılar da okuduğumu eklemek isterim! Filmde beni mutlu eden bir süpriz ise Punisher’ın dostu ve silah tedarikçisi Micro rolünü Wayne Knight‘ın canlandırmasıydı. Televizyon tarihinin en sıradışı komedi dizisi “Seinfeld”de postacı Newman olarak seyrettiğimiz Wayne Knight yine rolünün hakkını vermiş. Diğer bir sürpriz ise “Lost” dizisi fanatiklerini bekliyor. Dizinin 5. sezonda karşımıza çıkan Horace Goodspeed karakterini canlandıran Doug Hutchison’ı bu filmde Jigsaw’un akıl hastası kardeşi Loony Bin Jim olarak görüyoruz. Jigsaw ve kardeşi Jim’in birarada olduğu sahneleri seyrederken hemen aklıma Heath Ledger’ın “The Dark Knight” filminde yarattığı dengesiz ve sıradışı hareketlere sahip Joker’i geldi. Bu ikili sergiledikleri sıradışı performans ile filme renk katmışlar.
“Punisher: War Zone”un yaşadığı gişe başarısızlığından sonra Punisher’ı uzun bir süre sinemalarda göremeyeceğimize inanıyorum. Belki de bu film Punisher’ı görmek için son şansımız olabilir! Bence bu şansı değerlendirin ve bu filmi seyredin. Özellikle çizgi roman severlerin pişman olmayacaklarına inanıyorum.
Film için kahramanlarsinemada notu: 8 /10
Not: Punisher filmlerinin fragmanlarına ulaşmak için “Fragmanlar” bölümünü ziyaret edebilirsiniz.
Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki yazılar da ilginizi çekebilir:
22 Mayıs 2009, 4:33 pm
Merhabalar,
Gerek yoruma gerekse Punisher’ın genel sinema tarihçesi ile ilgili yorumlarına sonuna kadar katılıyorum.
Uzun zamandır karakterin çizgiromanda yansıtıldığı şekliyle perdelere yansıtılacağı bir adaptasyon beklmekteydik.
2008 senesi bu açıdan Iron man ve şahsi kanımca Incredible Hulk ta bu başarıyı yakalamıştı. Punisher ında bu listeye dahil olmasına rağmen gişe başarısı yakalayamamış olmasını ise sadece pazarlama stratejisi hatası ve nedense hollywood standartları dışında özüne sadık birşeyler yapılmaya çalışılmasına bağlıyorum.
Ben şahsen iki kere Divx, iki kerede Blurayde olmak üzere bu görsel kan gölü ziyafetini zevkle seyrettim. karakteri biraz tanıyan sinema ve çizgiroman takipçilerinin, çizgi romandaki havasını ekrana başarı ile yansıtabilmiş bu filmi mutlaka seyretmelerini tavsiye ederim.
Aynı zamanda filmin görsel olarak sert, hayalgücü zengin infaz sahneleri, hızlı gerçekçi ve sıradışı silahlı çatışma sahneleri ile bir merminin sebep olabileceği gerçek zararı çıplak olarak ekrana yansıtan karelerinin yanında filmin temasın uygun müzikleri ilede beğeninize hitap edeceğine inanıyorum.
Long Live Castle, as long as there is crime punishing never ends.
(Bu arada 2004 versiyonu fragmanındaki TagLine olarak kullanılan “my actions are not of vengeance, but punishment” “hareketlerimin arkasındaki sebep intikam değil, cezadır” lafınıda acayip takdir etmiş ve karakteri iki cümle ile özetleyen yegane sözler listeme direk eklemiştim
)
22 Mayıs 2009, 4:52 pm
Merhaba Daequitas, senin de dediğin gibi 2008 başarılı süper kahraman filmleri çıkarmayı başardı. Arada “The Spirit” filmi zayıf halka olarak kalmış oldu.
26 Mayıs 2009, 8:10 pm
Kesinlikle Ray Stevenson çok başarılı…Karakter olarak çok daha iyi oturmuş bu role.