AFA

Altın Fırçalı Adam / Aslan Şükür Belgeseli

ETKİNLİK TAKVİMİ

  • 10 Haziran Pazar – Tasarım Atölyesi Kadıköy: saat 19:00’da gösterim ve 20:00’de Aslan Şükür’le soru-cevap! Detaylar için TIKLAYINIZ!
  • 18 Mayıs Cuma- Yıldız Teknik Üniversitesi (Davutpaşa Kampüsü-Cep Sineması): saat 14:00’de gösterim ve 15:00’de Aslan Şükür’le soru-cevap! Detaylar için TIKLAYINIZ.
  • 17 Mayıs Perşembe- Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi: saat 20:00’de gösterim ve 21:30’da Aslan Şükür’le soru-cevap! Detaylar için TIKLAYINIZ.
  • 10 Mayıs Perşembe- Boğaziçi Üniversitesi (Kuzey Kampüsü- SineBU binası): saat 19:00’da gösterim ve 20:00’de Aslan Şükür’le soru-cevap! Detaylar için TIKLAYINIZ.
  • 6 Mayıs Pazar- Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi: saat 14:00’de gösterim ve saat 15:00’de Aslan Şükür’le soru-cevap! Detaylar için TIKLAYINIZ.
  • 2 Mayıs Çarşamba akşamı belgeselin gerçekleşecek galasına herkesi bekleriz! Gösterim sonrasında Aslan Şükür’le soru-cevap bölümümüz de olacaktır. Detaylar için TIKLAYINIZ.
  • Utku Uluer moderatörlüğünde Açık Radyo’da 24 Nisan saat 15:30’da Yeşilçam Arkeolojisi programındayız  (detaylar için tıklayınız). konuklar: Aslan Şükür, Ömer Atakan, Hakan Tunga Kalkan ve Fatih Yürür

Yukarıdaki gösterimler tamamlanmıştır. Yeni gösterimler planlandıkça buradan duyurulacaktır. Bizi takip etmeye devam ediniz…

“Altın Fırçalı Adam” belgeselinin IMDB sayfasını ziyaret etmek için TIKLAYINIZ:
“Altın Fırçalı Adam” belgeselinin Facebook sayfasını ziyaret etmek için TIKLAYINIZ:

Sayfada yayınlanan tüm AFA haberlerine ulaşmak için TIKLAYINIZ.


Bu sayfada “Altın Fırçalı Adam” belgeselinin bir nevi günlüğü sizleri bekliyor… İyi okumalar…

NEDEN ASLAN ŞÜKÜR?

Sanırım 1980lerin başında daha ilkokula yeni başladığım zamanlardı. Bir akrabamızı ziyarete gitmiştik. Benim 7 yaşlarında olduğumu düşünecek olursak gittiğimiz evdeki yaşı bana en yakın olan kişiye (bu durumda 13-14 yaşlarındaki Sedat Abi oluyor) benimle ilgilenme görevi verilmişti. Sedat Abi’nin yüzlerce çizgi romanı vardı. Üst üste dizili 2-3 kuleden oluşan bu çizgi romanların içerisinde en çok Zagor bulunuyordu. Zagor’u ilk kez o gün gördüm ve duruşuyla kıyafetiyle inanılmaz derecede ilgimi çekti. Hemen çizgi romanları karıştırmaya başladım. Bunu yaparken en çok çizgi roman kapaklarına bakarak oyalanıyordum. O canlı renkler içerisindeki Zagor’un görünüşü çizgi roman sayfalarındakinden çok daha heyecan uyandırıcıydı. O zaman tabii ki de bu kapakların Tay Yayınları’nın tercihi üzerine Aslan Şükür tarafından çizildiğini bilmiyordum. Ve o günden sonra çizgi romanlara olan ilgim başladı. Zagor’u Mandrake ve Kızılmaske takip etti. Daha sonra Bilka Yayınları’yla birlikte Örümcek Adam ve Superman de hayal dünyama dahil oldu (Daha önceleri Tekofset Superman’lerini de  gördüğümü hatırlıyorum). Ben de oluşan bu çizgi roman sevgisine babam da duyarsız kalmadı ve bir anda O’nun da çocukluk sevgisi yeniden canlandı ve eve çeşit çeşit çizgi roman girmeye başladı. Bu noktada annem Sevgi’ye de büyük iş düşüyordu çünkü çizgi romanları onun bana okumasını istiyordum. Annem üşenmeden her karakterde sesini değiştirerek bana çizgi romanları okuyordu. Bazen bazı yerleri atladığından şüpheleniyordum, zaten seneler sonra bunu kendisi de itiraf etti:)

Mister No, Alaska, Yüzbaşı Volkan, Judas, Tommiks, Teksas ve daha niceleri… O zamanlar farkında olmadan Aslan Şükür hayatıma girmişti.

12-13 yaşlarına geldiğim de Aslan Şükür’ün bir kez daha hayatıma girdiğini seneler sonra fark ettim. Bendeki yoğun çizgi roman sevgisi bu sefer ailemi bıktırmaya başlamıştı ve artık dünya klasiklerini de okumam bekleniyordu. Bunun üzerine bana roman almak için bir kırtasiyeye gittik. O zamanlar kırtasiyelerde çocuk kitapları furyası başlamıştı. Roman seçmek için tek yaptığım kapaklarına bakmaktı ve ben yine (farkında olmadan) Aslan Şükür’ün çizdiği kapakların olduğu dünya klasiklerini aileme aldırmıştım. Bu romanları okurken her sıkıldığımda kapağına bakarak içimin ferahladığını ve tekrar okumaya devam ettiğimi hatırlıyorum.

Bu da benim kısa Aslan Şükür hikayem diyebilirim…

ASLAN ŞÜKÜR’LE TANIŞIYORUM…

Temmuz 2017’nin başlarında çizgi roman koleksiyonuma Aslan Şükür’ün çalışmalarından oluşan “Ahyaak” kitabını dahil etmiştim. Tuğban İzzet Aksoy ve Ömer Atakan’ın özverili çalışmalarıyla oluşan bu Artist Portfolio hakkında detaylı bilgi için TIKLAYINIZ. Ülkemizde bir ilk olduğunu düşündüğüm bu esere dünya genelinde bile çok az sayıda sanatçıya nasip olduğunun altını çizmeliyim. “Ahyaak”ı arşivime ekledikten sonra aklımda “Neden Aslan Şükür’le tanışmıyorsun?” sorusu yer etmişti. Ben de Facebook üzerinden Aslan Şükür‘le iletişime geçtim. Sağolsun beni kırmadılar ve 11 Temmuz 2017’de buluştuk. Aslan Şükür ve damadı Savaş Bey’le saatlerce geçen keyifli bu görüşmede bu sefer aklıma başka bir soru takıldı: “Neden Aslan Şükür’ün belgeselini çekmiyoruz?”

(çekimler sırasında Aslan Şükür’ün çalışma masasında çekilen bir görüntüdür)

Hemen kendileriyle aklımdaki fikri paylaştım. Bu arada şunu söylemeliyim ki Aslan Şükür kadar neşeli ve hoş sohbet birisine zor rastlarsınız. Harikulade çalışmalarının yanında beni en çok etkileyen halen içerisinde yaşayan o afacan çocuğu görmek oldu ve belgesel isteğimi bu durum ateşledi. Sağ olsunlar, daha yeni tanışmamıza rağmen aramızda oluşan sıcak ortam sayesinde bu teklifime olumlu yaklaştılar. Yanlarından ayrıldıktan sonra belgeselin nasıl çekileceğini düşünmeye başladım. Sinema seven birisi olarak daha önce böyle bir tecrübem olmamıştı. İçimdeki istek, aşılması gereken her zorluk beni daha çok motive ediyordu…

BELGESEL ÇEKİYORUZ!!!

FABİSAD üyesi ve sinema blog sahibi olmam sebebiyle belgesel çekimi için profesyonel kişilere ulaşma imkanım vardı. Benim öncelikli tercihim; sinemayı seven ve şimdiye kadar istediği çalışmaları ortaya koyamayan kişileri (benim gibi) projeye dahil etmek oldu. Bu bakış açısıyla eski şirketimde tanıştığım sinema sevdalısı Can Gemalmaz‘a projeyi anlattım. Hemen bir iş dağılımı yaptık ve proje takvimi oluşturduk. Önümüzdeki tek engel, Can’ın aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi Kayak Snowboard takımının başında olması sebebiyle kışa doğru başlayacak olan kayak programıydı.

Aslan Şükür’ün evinde yapacağımız röportaj çekimi öncesinde kendisini ziyaret ederek, fotoğraflarını ve çalışmalarını taramaya karar verdik. Bu ziyaret sayesinde Can da Aslan Şükür’le tanışmış olacaktı. Ayrıca ziyaretimizde röportajda neleri konuşacağımızı da değerlendirecektik. Ziyaretimiz öncesinde proje boyunca işimize yarayacağını düşünerek bir scanner satın aldık. 20 Ağustos 2017’de Aslan Şükür ziyaretimiz planladığımızdan da verimli geçti. Çok sayıda görseli tarama imkanına kavuşurken, röportajın satır başları da şekillenmişti.

SONUNDA BEKLENEN GÜN GELDİ!

7 Ekim 2018’de Aslan Şükür’ün evinde ilk çekimler için bir araya geldik. Çekim için daha önceden de tanıdığım Film Genetik firmasından destek aldık. Onlara da projeye verdikleri destek adına buradan teşekkür etmek isterim. Çekim boyunca daha önceden belirlediğim yirminin üzerinde konuyu Aslan Şükür’le karşılıklı konuştuk. Dört saatin üzerinde süren çekimlerde Aslan Şükür ve eşi her zaman olduğu gibi bizleri çok güzel ağırladılar. Kahkahaların eksik olmadığı çekim tamamlandığında tüm ekibin yüzü gülüyordu. Aylardır beklediğimiz çekim gününün başarıyla tamamlanması herkesi rahatlatmıştı.

Bu çekimden sonra dış çekim için tarih belirlemeye başladık. Can’ın Kadıköy’deki çizgi romancılarda GoPro ile yapacağı çekimler için 31 Ekim 2018 için anlaştık. Aynı tarihte İlyas Erkul‘un (aşağıda sağdaki foto) Büyülü Dükkan‘ında da 15. yıl kutlamaları olması ayrı bir şans olmuştu. Kadıköy’e vardıktan sonra ilk durağımız Büyülü Dükkan oldu. Aslan Şükür’ü görenler hemen etrafını çevreleyip, fotoğraf çekmeye başladılar. Oradan ayrıldıktan sonra hemen biraz yan tarafında kalan Kadıköy Pasajı’na gittik. Diğer adıyla çizgi romancılar pasajı. Özer Sahaf’da İlker Özer‘in konuğu olduk.

Yoğun geçen bir gün boyunca çok sayıda arkadaşı görüp, sohbet etmek de ayrıca güzeldi…

Bizleri memnuniyetle ağırlayan tüm çizgi roman emekçilerine teşekkür ederim.

MONTAJA BAŞLIYORUZ (MU?)

Yaklaşık 4 ay önce planladığımız programa göre çekimleri tamamlamıştık. Bu noktada bir konuya da açıklık getirmek isterim. Aslan Şükür’le tanıştıktan sonra aklımda oluşan fikri “Belgesel” olarak isimlendirirken aslında aklımda oluşan ana fikir; böyle değerli bir sanatçının ve insanın çizgi roman seven/sevmeyen herkes tarafından kendi ağzından dinlemesiydi. Bu şekilde günümüzden geleceğe bir değer taşımış olacaktık ve Aslan Şükür zamanında yaptığı gibi, o yüksek enerjisi ve isteğiyle insanlara yeniden çizgi romanı sevdirebilecekti. Eğer içeriği “Türkiye’de Çizgi Roman” kıvamına getirecek olursak, hem hedefimden sapacaktım, hem de iş yükü olarak bambaşka bir boyuta geçecektik. Malumunuz ülkemizin çizgi roman duayenlerinin hepsini memnun etmek mümkün değildir…

Kasım ayı içerisine iş yoğunluğumuz uygun şekilde Can’la bir araya gelerek elimizdeki görüntülerin montajlamasına başladık. Daha doğrusu Can’la birlikte akışı değerlendirip, teknik kısımları Can yapıyordu. Ben de bir yandan belgeselde ve afişte kullanılacak materyal toplamaya çalışıyordum. Bunların en başında Aslan Şükür kapaklarının olduğu çizgi roman ve çocuk kitaplarıydı. Uygun görsel için internetteki görsellerin çözünürlüğü yeterli kalmıyordu. Sahaf sahaf gezip veya online satış sayfalarını harmanlayıp, farklı karakterlerin, ilgi çekici görsellerinin yer aldığı iyi kondisyonda olan çizgi romanları satın alıyordum. Daha sonra da onları tarayarak arşivimizi oluşturuyordum. Artık yavaş yavaş bilgisayarda dosyalar dallanıp budaklanmaya başlamıştı.

(Ankara’ya gittiğim bir iş seyahatinde ilk kez ziyaret ettiğim bir sahaftan görüntü…)

Burada detaylara girmeden belgeselin bu aşamasında neleri çözmeye çalıştığımızı özetlemeye çalışayım: intro nasıl olacak? şablon mu alınıp kullanılacak (yüzlerce şablon izledim), anlatıcı/dış ses olacak mı? olacaksa kim seslendirecek? seslendirme nerede ve hangi ekipmanlarla yapılacak? müzikler internetten ücretli/ücretsiz mi olacak? müzik konusunda destek alabileceğimiz birisi var mı? afişi kim hazırlayacak? logo nasıl olacak? ve daha aklıma şu an gelmeyen detaylar üzerimize üzerimize geliyordu.

Can’ın başlayacak kayak programı sebebiyle Aralık ayı çerisinde çalışmamızı tamamlamalıydık. 30 dakikayı geçmemesini hedeflediğimiz belgesel tamamlandıktan sonra tanıdığım sinema bloglarından birisini sponsor yaparak gösterimleri düzenlemelerini amaçlıyordum. Günün sonunda da internet üzerinden herkese ücretsiz ulaştıracaktık. Şimdilik planımız buydu. Ancak şunun farkındaydım: belgeseldeki bir görüntü, bir geçiş, bir cümle izleyenleri bambaşka memnuniyet seviyesine taşıyacaktı ve bunun için de zaman büyük bir sorundu.

OYUNCU DEĞİŞİKLİĞİ

Can’ın başlayan kış programı yukarıdaki zorlu süreçte bizi tıkıyordu. Yaşanan bu durumu aşmak adına teknik konuları başka birisiyle yürütmeliydim. Böylece ekibe Fatih Yürür‘ün katılmasına karar verdim. Neredeyse on senedir tanıdığım sinema ve çizgi roman aşığı Fatih’i 8 Aralık Cuma akşamı aradım ve durumu kısaca özetledim. Fatih’i de heyecanlandıran projeye katılımı bu şekilde yaşandı. Ardından ivedilikle Fatih’e elimizdeki tüm malzemeyi ulaştırdım: yapılan çekimler, taramalar ve hazırlanan ham montaj.

Daha sonra 7 Ocak Pazar günü Fatih’le buluşup projenin üzerinden geçip iş dağılımını ve yeni takvimi oluşturduk. Belgeselin adı olan “Altın Fırçalı Adam”ı da o gün bulduk. Bugüne kadar Aslan Şükür adına çıkan haberlerde en çok öne çıkan “Kapakların Efendisi”nden farklı bir isim bulmalıydık. Ayrıca “Ahyaak” kitabı da Aslan Şükür’le özdeşleşen başka bir başlıktı. Biz tamamen Aslan Şükür’ün çizdiği karakterlerin üzerinden tek tek geçerek başlık için çağrışımlara odaklandık. Sonunda James Bond için çizdiği kapaklara geldiğimiz de “Neden ‘Altın Tabancalı Adam’ filmine gönderme yapmıyoruz?” dedik. Böylece Aslan Şükür’ün nispeten daha az bilinen bir çalışmasına da gönderme yapabilecektik.

Yapılacak işler sırasında önceliği Aslan Şükür’ün afiş görseli için çekime verdik. Bu ziyaretimizde Fatih’in Aslan Şükür’le tanışması da proje için faydalı olacaktı ve Fatih ek çekim de yapabilecekti. Elimizdeki mevcut görüntülerden çıkacak işin kalitesini arttırmamız için ek çekimlere ihtiyacımız olduğu konusunda Fatih beni ikna etmişti. Aklımızda iki afiş tasarlamak vardı. Afişlerin tasarımı için de yine Kahramanlar Sinemada sayfası sayesinde tanıştığım Baki Kaya vardı. Amatör olarak film afişi tasarımları yapmayı seven Baki’ye 12 Ocak günü konuyu aktardım ve artık Baki de projeye dahil olmuştu.

AFİŞ ÇEKİMİNE GELDİK!

Yine herkese uygun olacak bir gün belirlendikten sonra 20 Ocak Cumartesi günü Aslan Şükür’ün evinde buluştuk. O gün daha önce ismen tanıdığım çizgi roman koleksiyonerlerinden Süleyman Sipahi de Aslan Şükür’ü ziyarete gelmişti. Çok geniş bir Aslan Şükür kapak arşivine sahip olan Süleyman’ın yanında orijinal çizimlerden de getirmesiyle afiş çekimi dışında orijinal kapaklar üzerinden başka sohbetlere de başladık ve bir anda kendimizi yeni yapılacak bir çekim planı içerisinde bulduk. Bu durum özellikle Fatih’in aklındakileri projeye yansıtmak adına önemliydi.

Tanıtım ve ana afiş olarak iki farklı plan için çekimler yaptık. Aslan Şükür’den ayrılma vakti geldiğinde; güzel bir gün geçirmenin mutluluğuyla yüzlerimiz gülüyordu ve yeni alınan kararların planlamaları da kafamızı meşgul etmeye başlamıştı.

BU KEZ SON ÇEKİM (Mİ?)

Afiş çekim görüntülerini Baki’ye ulaştırdıktan sonra Baki tanıtım afişi için çalışmalara başladı. Tanıtım afişinin canlı olmasını istiyorduk. Bunun için de Aslan Şükür’ün çizdiği kapak görselleriyle dolu bir platformun içerisinden yırtarak/fırlayarak çıkışını canlandırmayı hedefledik. Baki’ye de aklımızdakini bu şekilde aktardık. Biz de Süleyman’ın evinde yapılacak çekim için 25 Şubat Pazar gününü belirledik. Video çekimi olacağından yine profesyonel çekim teçhizatlarına ihtiyacımız vardı. Çekim günü geldiğinde Fatih’le Beyoğlu’nda buluşup, daha önceden rezerve ettirdiğimiz ekipmanları almak için kiraladığımız yere gittik. İki kişilik dev orkestra gibi Süleyman’ın evinde buluştuk. Süleyman’ın geniş koleksiyonunu fon olarak kullanarak afiş çekim günü belirlediğimiz konuşmaları gerçekleştirdik.

DEVAM EDECEK…